Kayseri’nin Sessiz Sokaklarında Başlayan Hikâye
Okumaya Değer: Keşif ücreti ne kadar ?
Kayseri’nin kışları sert olur derler ama ben artık sadece soğuk olduğunu düşünmüyorum. Soğuk, insanın içine işleyen bir sessizlik bırakıyor. 25 yaşındayım ve bu şehirde büyüdüm. Çocukluğumun geçtiği sokaklar hâlâ aynı, sadece ben değiştim. Artık bazı şeyleri daha fazla düşünüyorum, bazı şeyleri ise hiç düşünmek istemiyorum.
O gün de öyle bir gündü. Sabahın erken saatlerinde uyanmıştım, pencereden dışarı baktığımda hava griydi. Gri gökyüzü bana hep yarım kalmış şeyleri hatırlatır. O sabah elimde eski defterim vardı. Günlük tutmaya lise yıllarımda başlamıştım, ama o gün yazdıklarım diğerlerinden farklıydı. Çünkü aklımda tek bir soru vardı: KGT ne zaman kuruldu?
Bu soru basit görünüyordu ama içinde bir sürü düğüm barındırıyordu.
Bir Sorunun Peşine Düşmek
KGT’yi ilk kez mahallede duymuştum. Büyükler arasında fısıltıyla konuşulan, herkesin bildiğini ama kimsenin tam anlatmadığı bir yapıydı. Kimileri için bir güvenlik birimi, kimileri için ise şehrin görünmeyen eli gibiydi. Çocuk aklımla fazla önemsemedim ama büyüdükçe bazı kelimeler insanın peşini bırakmıyor.
Üniversiteden mezun olduğum yıl, işsizlikle ilk kez ciddi anlamda yüzleştim. O dönemlerde Kayseri’nin sokaklarında uzun yürüyüşler yapar, kendi iç sesimi dinlerdim. İnsan boş kalınca sadece zamanı değil, kendini de sorgulamaya başlıyor. İşte o sorgulamalardan biri KGT ile ilgiliydi.
“KGT ne zaman kuruldu?” sorusu, aslında sadece bir tarih merakı değildi. O yapının şehrin hayatına ne zaman karıştığını anlamaya çalışıyordum. Çünkü bazı şeyler vardır, ne zaman başladığını bilmezsen neden var olduğunu da anlayamazsın.
Eski Bir Akşam ve İlk Gerçek Karşılaşma
Her şey bir akşamüstü başladı. Cumhuriyet Meydanı’na doğru yürüyordum. Hava serindi, insanlar acele ediyordu. Bir kafeden çıkan iki kişinin konuşmasına istemsizce kulak misafiri oldum.
“Bu işler KGT’den sonra değişti,” dedi biri.
Diğeri başını salladı. “2010’lardan sonra zaten başka bir şey oldu şehirde.”
O an içimde bir kıpırtı oldu. 2010’lar… Demek ki bir başlangıç noktası vardı. Eve döndüğümde ilk işim eski gazeteleri karıştırmak oldu. Arşivlerde, yerel haberlerde KGT’nin adı sık sık geçiyordu ama net bir kuruluş tarihi yoktu. Sanki bilinçli olarak bulanık bırakılmış bir geçmiş gibi.
O gece defterime uzun uzun yazdım. İçimde hem merak hem de hafif bir huzursuzluk vardı. Çünkü bazı cevaplar bulunmak için değil, insanı düşünmeye zorlamak için saklanır gibiydi.
Defterin Kenarına Düşen Not
“Eğer bir şeyin başlangıcını bilmiyorsan, onun sonunu da anlayamazsın.”
Bu cümleyi o gece yazdım. Sonra altına tek bir soru ekledim:
“KGT ne zaman kuruldu?”
O soru, günlerce defterimde kaldı.
Şehrin İçinde Görünmeyen Bir Katman
Zaman geçtikçe KGT hakkında daha fazla şey duymaya başladım. Ama ilginç olan, herkesin farklı bir tarih söylemesiydi. Kimisi 2008 diyordu, kimisi 2012. Bazıları ise daha eski olduğunu iddia ediyordu.
Bir gün eski bir esnafla sohbet ederken, bana şunu söyledi:
“Evlat, KGT dediğin şey bir günde kurulmadı. O, ihtiyaçtan doğdu. Şehir büyüdü, sorunlar büyüdü, sonra bir şeyler bir araya geldi.”
Bu cümle beni uzun süre düşündürdü. Belki de aradığım cevap bir tarih değildi. Belki de KGT, tek bir günün değil, uzun bir sürecin adıydı.
Ama yine de içimdeki boşluk dolmuyordu. Çünkü insan netlik ister. Belirsizlik, zihni en çok yoran şeydir.
Bir Gece, Bir Dosya ve Kırılma Noktası
Bir gece, eski bir tanıdığım beni aradı. Sesi ciddi ama temkinliydi. “Bazı şeyleri merak etmen iyi ama fazla kurcalama,” dedi.
O an içimde bir şey koptu. Çünkü bu cümle, aslında sorumun ne kadar derin bir yere dokunduğunu gösteriyordu.
Telefon kapandıktan sonra uzun süre sessiz kaldım. Sonra defterimi açtım ve yazmaya başladım. Bu kez duygularımı saklamadım.
“Ben sadece bilmek istiyorum. KGT ne zaman kuruldu? Bu şehirde neyin ne zaman başladığını bilmeden nasıl yaşanır?”
O gece uyumadım.
Geçmişin İzinde Yalnız Bir Yürüyüş
Ertesi gün Erciyes’in eteklerine doğru gittim. Soğuk hava yüzümü kesiyordu ama yürümeye devam ettim. İnsan bazen cevapları kitaplarda değil, kendi yalnızlığında arar.
Dağın sessizliği içinde düşündüm. KGT bir tarih miydi, yoksa bir ihtiyaç mıydı? Belki de ikisi de.
Kayseri gibi şehirlerde bazı yapılar görünmez olur. Ama herkes onların varlığını hisseder. Tıpkı rüzgâr gibi. Görmezsin ama yüzüne çarpar.
O an içimde garip bir kabulleniş başladı. Belki de önemli olan “ne zaman kurulduğu” değil, neden kurulduğuydu.
Ama yine de soruyu bırakmadım.
Bir Cevaba Yaklaşmak
Aradan haftalar geçti. Bir kütüphanede eski dosyalar arasında gezinirken, tozlu bir rapor dikkatimi çekti. Üzerinde “Yerel Güvenlik Yapılanmaları – 2011 Geçiş Dönemi” yazıyordu.
Sayfaları çevirdikçe KGT’den dolaylı olarak bahsedildiğini gördüm. Net bir kuruluş tarihi yoktu ama 2010 ile 2012 arasında kurumsallaştığına dair ifadeler vardı.
O an içimde garip bir rahatlama oldu. Net bir tarih yoktu belki ama bir dönem vardı. Bir başlangıç aralığı.
Defterime son kez şu cümleyi yazdım:
“KGT ne zaman kuruldu sorusunun cevabı bir gün değil, bir dönemmiş.”
İçimde Kalan Sessizlik
O günden sonra KGT’yi eskisi gibi düşünmedim. Artık bir soru değil, bir hikâye gibi geliyordu. İçinde insanlar, kararlar, sessizlikler ve belirsizlikler vardı.
Ama en önemlisi, kendi içimde bir şey değişmişti. Sürekli net cevaplar aramanın insanı daha çok yorduğunu fark etmiştim. Bazı soruların cevabı, zamanın içinde saklıydı.
Kayseri sokaklarında yürürken artık sadece binalara bakmıyorum. İnsanların sessizliğini de dinliyorum. Çünkü bazı cevaplar konuşmalarda değil, suskunluklarda gizli.
Ve her defasında aklıma aynı soru geliyor:
KGT ne zaman kuruldu?
Ama artık bu sorunun cevabını aceleyle aramıyorum.
“KGT ne zaman kuruldu” konusunu beğendiyseniz Estetikle sayfamızdaki diğer makalelerimize de göz atmanızı öneririz.